Bu ülkede kadınlar boşanmak istedikleri için öldürülüyor; sevilmedikleri için değil, artık sevmek istemedikleri için, gitmek istedikleri için, kendi hayatlarını seçmek istedikleri için. Ve biz hâlâ buna “aile içi mesele” diyoruz. “Benimle Değilsen, Hiç Kimseyle Olma” Zihniyeti !Oysa mesele aile değil, bir erkeğin bir kadının hayatı üzerinde hak iddia edebileceğini sanması, “madem benimle değilsin o zaman hiç kimseyle olmayacaksın” cümlesinin bu topraklarda bir tehdit değil, fiilî bir ölüm kararı gibi işlemesi. Bir kadın boşanmak istiyor çünkü yorulmuş, korkuyor, canını kurtarmaya çalışıyor ama sistem ona “biraz daha sabret”, “çocuklar için katlan”, “yuvasını yıkan kadın olma” diyor; kimse dönüp adama “neden bu kadın senden kaçıyor” diye sormuyor. Kadınlar öldürülmeden önce defalarca yardım istiyor, karakollara gidiyor, mahkemelere başvuruyor, uzaklaştırma kararları alınıyor “aile arasında halledilir” diye susturulmaya çalışılıyor ve sonra bir sabah, bir akşam, bir köşe başında bir kadın daha öldürülüyor. Ardından hep aynı cümleler geliyor: “psikolojik sorunları vardı”, “çok seviyordu”, “bir anlık öfke”; hayır, bu bir anlık değil, bu yıllardır süren bir zihniyetin sonucu. Bir Kadının “Hayır” Demesi Tehdit Değildir !Bir kadının yaşam hakkı bir erkeğin duygusal krizine teslim edilemez, bir kadının boşanma kararı ölüm fermanı olamaz, bir kadının “hayır” demesi tehdit olarak algılanamaz; kadınlar özgürlük istedikleri için öldürülüyor ve bu tesadüf değil, politiktir. Haklarımız kâğıt üzerinde var ama sokakta yok, yasalar var ama uygulanmadığında sadece süs; adalet bir kadın öldükten sonra konuşuluyorsa o adalet geç kalmıştır. Ben bir kadın olarak söylüyorum: biz korunmak değil yaşamak istiyoruz, kaçmak değil özgürce karar vermek istiyoruz, bir gün daha sabretmek değil bugün güvende olmak istiyoruz ve şunu da ekliyorum; kadınlar susarak ölmedi, kadınlar duyulmadıkları için öldürüldü. Artık kimsenin “ama”sı yok; ama seviyordu, ama sinirliydi, ama pişmandı… Bir kadının hayatından sonra gelen her “ama” suçun ortağıdır. Bu bir kadın meselesi değil, bu bir insanlık sınavı ve bu sınavda susan herkes yanlış tarafta. Bu Bir Kadın Meselesi Değil, İnsanlık Sınavıdır !Medya bir kadının ölümünü “son dakika” olarak verirken, onun hayatını kimse merak etmiyor. Kaç kez şikâyet ettiğini, kaç kapıdan geri çevrildiğini, kaç gece korkuyla uyuduğunu değil; ne giydiğini, kiminle görüldüğünü, neden ayrılmak istediğini sorguluyor. Kadını yargılayarak katili aklamaya çalışan bu dil, en az o silah kadar tehlikeli.Bir kadın öldürüldüğünde sadece bir hayat sönmüyor; bir ihtimal, bir gelecek, bir başka kadın için açılabilecek cesaret kapısı da kapanıyor. Çünkü her cezasızlık, bir sonraki fail için davetiye. Her “indirim”, her “iyi hâl”, bir kadının daha eksik yaşamasına neden oluyor.Her “Ama”, Suçun Ortağıdır !Biz yas tutmak istemiyoruz.
İsimleri ezberlemek istemiyoruz.
Duvarlara karanfiller asmak istemiyoruz.Biz bir sabah uyanıp hâlâ hayatta olmayı değil, güvende olmayı normal saymak istiyoruz.Bu yüzden bu yazı bir ağıt değil.
Bir rica hiç değil.
Bu bir hatırlatma:
Kadınların hayatı pazarlık konusu değildir.
Ve hiçbir toplum, kadınlarını koruyamadığı hâlde güçlü sayılmaz.Dilara Kırmıt







İsimleri ezberlemek istemiyoruz.
Duvarlara karanfiller asmak istemiyoruz.Biz bir sabah uyanıp hâlâ hayatta olmayı değil, güvende olmayı normal saymak istiyoruz.Bu yüzden bu yazı bir ağıt değil.
Bir rica hiç değil.
Bu bir hatırlatma:
Kadınların hayatı pazarlık konusu değildir.
Ve hiçbir toplum, kadınlarını koruyamadığı hâlde güçlü sayılmaz.Dilara Kırmıt












